alsambasimigitsem

zamanın ve yolların içimde bıraktıklarını, zamansız notlarımı ve kendime sakladığım küçük sığınakları biriktirdiğim yer.

ana sayfa/doğum günleri ve sahip olmadığımız şeyler

doğum günleri ve sahip olmadığımız şeyler

beklentiler, büyümek ve insanın günün sonunda kendi omuzlarına yaslanması üzerine.

7 mayıs 2025•6 dk okuma
doğum günleri ve sahip olmadığımız şeyler
benim hiç hüzünlenmediğim bir doğum günüm olmadı ya da hiç hayal kırıklığına uğramadığım bir doğum günü geçirmedim. doğum günleri yaklaştıkça insanın üzerine bir yük biniyor sanki. çünkü o gün gerçekten sevildiğini ve değer gördüğünü bilmek istiyor insan. peki aslında doğum günleri midir bu kadar yaralayan şey? her doğum günüm geldiğinde içimde heyecanla karışık bir huzursuzluk oluyor istemsizce. bazen o günü hiç yaşamamak istiyorum. çünkü korkuyorum; sanki o gün mutlaka canımı sıkacak bir şey yaşayacakmışım gibi hissediyorum. kendimi gün başlamadan hazırlasam bile o hissi taşıyorum. o gün kırılmamalıyım gibi geliyor. belki bencilce bir istektir ama öyle. bu hüzün doğum günlerim kötü geçtiği için değil; doğum günlerine, hayatımdaki insanlara ya da o an bulunduğum konuma çok fazla anlam yüklediğim için sanırım. bazen bu üzülmelerimin kaynağı insanlar oldu. almadığım bir mesaj beni gerçekten üzdü ya da hiç gelmeyen bir arama kendimi kötü hissettirdi ama eninde sonunda o hüznünü her seferinde yaşadım. işin garibi, bence her insanı gerçekten üzen olaylar doğum günlerine veya kendisi için özel olan o günlere yakın zamanlarda yaşanmaya başlıyor. sanki özel günler yaklaştığında görünmeyen bir düzenek kuruluyor ve insanı kıran şeyler üst üste geliyor. nasıl her seferinde üzülüyor olabilirim? bir insan istikrarlı bir şekilde her seferinde nasıl üzülür? bilinçli bir şekilde düşünmeye başladığımdan beri beklentilerimi düşürmeye çalışıyorum; hem insanlardan hem hayattan. ama ne kadar düşürmeye çalışırsam çalışayım, insanın içinde o küçük taraf kalmaya devam ediyor: "en azından bugün her şey benim için de güzel olamaz mıydı?"
her doğum günümde kendimi yapamadığım şeyleri, yanımda olmayan insanları ya da yanında olamadığım insanları düşünürken buluyorum. doğum günü benimle ve sahip olduğum her şeyle ilgili olmalıyken, sanki sahip olmadığım her şeyle ilgiliymiş gibi hissettiriyor. o gün atılmayan bir mesaj insanın canını daha fazla acıtıyor. çünkü insansın; bir yanın hâlâ önemsendiğini, birinin seni hatırlayacak kadar hayatında yer ayırdığını bilmek istiyor. doğum günlerinde duygular asla normal yaşanmıyor; her şey yüzle çarpılmış gibi. üzülüyorsan yüz katı üzülüyorsun, mutlu oluyorsan da yüz katı. çünkü insan yılda sadece ama sadece bir kez doğabiliyor. o yüzden ister istemez o beklentiden kurtulamıyorsun. bu daha pahalı organizasyonlar ya da hediyelerle ilgili de değil bence; sadece insanların seni gerçekten düşündüğünü ve tanıdığını hissetmek istiyorsun ve birden doğum günün, insanların seni ne kadar gördüğünü fark ettiğin bir güne dönüşüyor.
her doğum günümde kalbim birazcık kırık olmuştur. bu tamamen beklentimi minimize edemememle ilgili. yine de yaş aldıkça o noktada kendini daha iyi yönetmeyi öğreniyorsun. belki de büyümek böyle bir şeydir: bir şeyleri istemek bir yana, istediğimiz şeylerin olmadığının bilinciyle de hayata devam edebilmek. çünkü o gün her şeyi daha fazla hissediyorsun ve doğum günleri, o yoğun hislerin içinde bile kendini kontrol edebilmeyi öğretiyor. bir yandan da kendime çok fazla yüklenmemeye çalışıyorum. insan ister istemez kendini savunmasız hissediyor; çünkü yapabileceğin hiçbir şey yok. o insan sana değer veriyorsa gösteriyor, vermiyorsa göstermiyor. tamamen hayatın ve insanların inisiyatifine kalıyorsun. bir de her şeyi kontrol etmeye çalışan biriysen doğum günleri daha da zor geçiyor. sanki bir şeylere ben el atmazsam, bir şeyleri ben planlamazsam hiçbir şey yapılmayacakmış gibi hissediyorum. özellikle bu doğum günümde gerçekten çok daha zor şeyler yaşadım. hayat beni çok farklı bir noktaya getirdi ama bugün benim doğum günüm, o yüzden içimi dökmeye hakkım var. doğum günleri, insanın yıl boyunca yaşadığı her şeyin bir nevi yasını tuttuğu bir gün. tüm yıl çabalıyorsun, bir şeyleri oldurmaya çalışıyorsun ve yılda sadece bir gün istiyorsun ki bir şeyler kendiliğinden oluversin. hiçbir şey istemek zorunda kalmadan, sevildiğini ve yanında birinin olduğunu hissetmek istiyorsun.

bence kendimize karşı da çok acımasız olabiliyoruz. kendime o kadar kızdığım zamanlar oldu ki... oysa insansın ve her şeyi kontrol edemezsin. ne olmuş yani, dünyanın sonu mu?

— alsambasimigitsem.com