aspiratör ışığında geçen bir gece ve mutfak sessizliği
gece yarısı mutfakta durmak, niyazi berkes, gelecek kaygısı ve uyuyamayacağım bir gecenin başlangıcı üzerine.
18 kasım 2025•6 dk okuma
düşünürler: niyazi berkes
aspiratör ışığında geçen bir gece ve mutfak sessizliği
gece on ikiye doğru mutfağa geçip tek bir ışık yaktım; aspiratörün altında yanan o zayıf, sarı ışığı. evin geri kalanı sakindi. ocakta çay kaynıyor, demlikten çıkan hafif su buharı aspiratörün sarı ışığına vurup yükseliyordu. bu gecenin kolay bitmeyeceğini, uyuyamayacağım uzun bir gecenin henüz başlangıcında olduğumu biliyordum. yarın modernleşme dersi var ve hoca derste sürekli soru soran biri; çalışmam gerek... tarih bölümünün o göz korkutan, ağır derslerinden biri. diğer kitapları odadaki masada bıraktım, mutfak tezgahının üzerine yanıma sadece niyazi berkes’in kitabını aldım ama kapağını açıp tek bir satır okuyamayacak kadar zihnim geleceğin ihtimalleriyle dolu. tezgaha dayanıp su buharının o sarı hüzmede kayboluşunu izledim. insan bazen bir ders kitabının sayfalarında gezinirken bile asıl sınavın dersteki sorular olmadığını fark ediyor. "yarın hoca derste ne soracak?" kaygısından çok, "beş yıl sonra ben nerede olacağım, ne yapacağım?" sorusu gelip kuruluyor insanın zihnine. ne çok şeyle uğraştık, ne çok geleceğe dair kaygı biriktirdik... oysa şu an bu mutfakta, tek bir sarı ışığın altında dururken zamanın nasıl da benden bağımsız aktığını görüyorum. demlikten çıkan buhar ve buzdolabının hafif uğultusu dışında hiçbir şey acele etmiyor. kasım ayının o ilk ciddi soğuğu da pencerenin camına vuruyordu. berkes'in kitabının kapağına dokundum ama açmadım. bazen zihin öyle bir noktaya geliyor ki, üzerine binen sorumlulukların ağırlığından sadece durmak istiyor. ne ders çalışmak geliyor içinden ne de uyumak. eskiden böyle anlarda içim ürperir, geleceğin belirsizliği yüzünden kendimi hırpalardım. bir an önce mezun olmalı, bir an önce bir yerlere yetişmeli, bir an önce hayatımı düzene koymalıyım sanırdım. şimdi ise o loş ışığın altında durmak bir sığınak gibi geliyor. her şeyi o an çözmek zorunda olmadığını kabul etmek de bir olgunlukmuş.
çayı bardağa doldurup tezgahtaki kitabın yanına koydum. o cılız sarı hüzmeye son kez baktım. hayat da biraz bu gece gibi aslında: devasa netliklere, kesin cevaplara gerek yok. yarınki dersteki sorular da geçecek, bu kasım gecesi bitecek ve gelecek bir şekilde kendi yolunu bulacak. ne kendime bu kadar acımasız davranmak zorundayım ne de beş yıl sonrasının yükünü bu gece sırtımda taşımalıyım. bardağımı alıp odama doğru yürürken içimde garip bir sakinlik vardı. uyuyamayacağım bir geceydi, ev sakindi, ben sakindim.
aspiratör ışığında geçen o birkaç dakikada gelecek kaygısıyla helalleşmiş olmanın hafifliği vardı üstümde.
— alsambasimigitsem.com