acele etmemek ve geceye yerleşmek
içsel bir yavaşlama, başkalarının takviminden çıkmak ve kendi sessizliğinde yürümek üzerine.
18 eylül 2025•6 dk okuma
kavramsal izler
kavramsal izler
acele etmemek ve geceye yerleşmek
bazen insanın bütün günü hiçbir yere yetişememe hissiyle geçiyor. sabah uyanıyorsun, sokaktaki adımların, elindeki içecek kutusu, aklından geçen düşünceler bile sanki gecikmiş bir şeyin peşinden koşuyor. sonra gece oluyor; sesler çekiliyor, etraftaki kalabalık kendi evlerine kapanıyor ve aniden o koşturmacanın anlamsızlığıyla yüzleşiyorsun. aslında yetişilecek bir yer yokmuş. yıllarca başkalarının kurduğu saatlere, başkalarının hayatlarında aldığı mesafelere bakıp kendimi bir şeylere geç kalmış gibi hissettiğimi fark ettim. oysa herkesin kendi mevsimi var. biri yirmi yaşında bir cevaba ulaşıyor, diğeri otuzunda o soruyu sormayı öğreniyor. bir şeylere geç kalmadım; sadece kendi hızımda yürümeyi kabullendim.
eskiden bir mesele belirdiğinde onu hemen çözmek, bir bağ koptuğunda hemen adını koymak, bir kırgınlığı hemen tamir etmek isterdim. çünkü bana belirsizlik bana ağır gelirdi. bir insanın zihnindeki yerimi hemen anlamalı, bir ilişkinin nereye gittiğini hemen görmeliydim. oysa hayatın çoğu meselesi zorlayarak çözülmüyor. aksine, bir şeyi ne kadar çok sarsarsan o kadar çok bulanıyor su. zamana yaymak, bazı soruları bir süre cevapsız bırakmak ve olayların kendi doğal akışında çökmesini beklemek daha büyük bir olgunlukmuş. artık yürürken adımlarımı sıklaştırmıyorum. bir insan gitmek istiyorsa kalması için ikna cümleleri kurmuyorum. duruyorum. olduğu kadarını kabul edip gerisini geceye bırakıyorum. kendi sessizliğine yerleşmek ilk başlarda insanı ürkütüyor. çünkü kalabalıklar ve sürekli bir iletişim halinde olmak insana sahte bir varlık hissi veriyor; sanki telefon çaldıkça, bir yerlere çağrıldıkça, birilerinin hayatında yer tuttukça varız sanıyoruz ama o gürültü kesildiğinde, kendi odanda tek başına kaldığında geriye kalan şey senin asıl çıplak gerçeğin oluyor. o gerçekle barışmak, kendi yalnızlığında sıkılmamak büyük bir özgürlük. artık bir masada otururken sırf sessizlik uzadı diye kelimeleri zorlamıyorum. bir mesaj hemen yanıtlanmadığında içimde fırtınalar koparmıyorum. sessizliğin de bir iletişim biçimi olduğunu, bazen söylenmeyen şeylerin söylenenlerden daha çok şey anlattığını biliyorum.
geçmişe baktığımda en çok kendimi hırpaladığım anların, başkalarının beklentilerini karşılamaya çalıştığım dönemler olduğunu görüyorum. kendimi ispatlama gayreti, birilerine yetişme telaşı insanı kendi merkezinden söküp alıyor. şimdi eylül'ün bu serin gecesinde balkona çıkıp sokaktaki lambalara bakarken şunu çok net hissediyorum: hayatı bir yarış gibi yaşamayı bıraktığında, elinde kalan tek şey huzur oluyor. kendinle kavgan bittiğinde, başkalarının senin hakkında ne düşündüğü de önemini kaybediyor. kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değilim. ne hızımı birine beğendirmek zorundayım ne de yalnızlığımı bir açıklamayla savunmak. bunu da vazgeçiş olarak nitelendirmiyorum; tam aksine kendi hayatına sahip çıkma biçimim. acele etmeden, kendime zaman tanıyarak, kırgınlıkları yük etmeden yürümek istiyorum. bir şeyler bitecekse bitmeli, başlayacaksa da zorlamadan, kendiliğinden başlamalı. ben sadece kendi adımlarımın sesini dinlemek, kendi hayatımın içine biraz daha yerleşmek istiyorum.
sokak sakin, ben sakinim. ve bu kadarı bana fazlasıyla yetiyor.
— alsambasimigitsem.com