alsambasimigitsem

zamanın ve yolların içimde bıraktıklarını, zamansız notlarımı ve kendime sakladığım küçük sığınakları biriktirdiğim yer.

ana sayfa/şehirler, isimler ve başkasının gözünden kendine bakmak

şehirler, isimler ve başkasının gözünden kendine bakmak

bir yeri ya da bir ismi yük haline getirmek, seçilmeme hissi ve insanın kendi benliğine dönmesi üzerine.

12 mart 2025•6 dk okuma
şehirler, isimler ve başkasının gözünden kendine bakmak
hiç kendini bir isimden ya da koskoca bir şehirden nefret ederken buldun mu? ben buldum. burdur'da, nevşehir'de, ağlasun'da yaşadığım dönemler oldu ve bir zamanlar burdur'dan, ağlasun'dan durduk yere nefret ediyordum. aslında o sokakların, o isimlerin benim kim olduğumla uzaktan yakından bir ilgisi yoktu; hayatımda yer tutmaması gereken sıradan simgelerdi ama bir noktada o şehirler ve isimler benim için ağır birer yük haline geldi. insan sonradan fark ediyor: hiçbir şey bir anda olmuyor. bir gün durup kendime baktığımda, artık kendi gözlerimden değil, başkasının gözlerinden dünyaya bakmaya başladığımı gördüm. kendi duruşum, aldığım kararlar, hatta kendimde kusur bulduğum şeyler bile onun bakış açısıyla şekillenmeye başlamıştı. en yorucu kısmı da buydu zaten: insan bir noktada kendisi olmaktan çıkıp olmadığı birine dönüşmeye çalışıyor. durup "ben böyle biri değilim ki, normalde bunlara takılmam bile" diyorsun ama elinde olmadan değişiyorsun. bunu kendin için değil, bir başkası için yapıyor olmak insanı için için tüketiyor. zamanla kendi benliğini, kendi kimliğini kaybettiğini fark ediyorsun. sırf o önemsiyor diye normalde önemsemediğin şeylere dikkat etmeye başlıyorsun. kendini o insana uygun hale getirmeye çalışırken ne kadar uzaklaştığını ancak geriye dönüp baktığında anlıyorsun.
o insan hayatından çıktığında bile bu his bir sabah uyanıp "tamam, ben artık iyileştim" demekle geçmiyor. belki ayrılıyorsunuz, belki o pişman oluyor, belki seni hiç unutamayacak bir iz bırakıyorsun onda... ama senin içindeki o "ilk tercih edilen olmama" hissi kolay kolay silinmiyor. çünkü o insan, sana kendini bir seçenekmiş gibi hissettiren ilk kişi oldu belki de. sonra yolda yürürken, o şehirden bahseden birini duyduğunda ya da onun hatırlattığı bir simgeyle karşılaştığında irkiliyorsun. dünyayı ve kendini hâlâ onun gözlerinden tarttığını görüyorsun: "acaba bunu beğenir miydi, bunu onaylar mıydı?" bu gerçekten zehirli bir durum. hiçbir ilişkide kendimi tek ve net hissedemedim sanırım. hep orada duran gölgeler vardı; eski bir anlatı, aklının bir köşesinde taşıdığı başka biri ya da arkadaşı olduğunu söylediği insanlar... sürekli zihninde kurgusal rakipler yaratıp hiç olmayan bir yarışın içinde buluyorsun kendini. oysa doğru insan sana bir seçenekmişsin gibi hissettirmez; seni kıyasların içinde bırakmaz. sevginin ve güvenli bir ilişkinin temeli netliktir. iki insanın da birbirini tereddütsüz seçmesidir. bir insan sana seni değil de başka bir yeri, başka bir seçeneği işaret ediyorsa, belki de senin için doğru insan o değildir.
bunu değiştirmek için çok çabaladım. kendimi olmadığım bir kalıba sokmaya çalıştım ama yeni denediğim hiçbir şey bana kendimmişim gibi hissettirmedi. en sonunda enerjimi ve bağımı tamamen kesmem gerektiğini anladım. ne intikam almaya çalıştım ne de kötü düşüncelere sığındım; çünkü kötü bir düşünce bile o insana verilmiş bir dikkattir. fotoğrafları sildim, eşyaları kaldırdım ve en önemlisi kendime şefkat gösterdim. üzülmeye, sinirlenmeye ve toparlanmaya zaman tanıdım. zamanla burdur da ağlasun da sadece haritada birer şehir olarak kaldı; o isim de sıradan bir isim haline geldi. insan kendisine kendi gözleriyle bakmayı yeniden öğrendiğinde iyileşiyor.